Mutlaka Okumalısınız!

Yazımı okuyacaklara öncelikle gönülden bir "Merhaba" ile yazıma başlamak isterim.

İnsanın vücudu 30-40 trilyon arasında canlı hücreden oluşur. Bu hücreler büyür, çoğalır, hastalanır, ölür tekrar yenilenir yani kelimenin tam anlamıyla tamamen canlıdırlar. Bizi biz yapan hücrelerdir. Hayatlarını bizim yediğimiz , içtiğimiz besin maddelerini önce midemize sonra bağırsaklarımıza ve sonra vücudumuza can katan tüm vücudumuzu saran damar zinciriyle tüm hücrelerimizi ziyaret edip onları tek tek besleyecek kanımız vasıtasıyla göndereceğimiz gözle görülmeyen aminoasitlerle beslenerek sürdürürler. Yediğimiz içtiğimiz besinlerin canlı ve doğal olması o kadar önemlidir ki yanlış beslenme , doğal olmayan yollarla beslenme hücrelerimizin hastalanmasına , ölmesine hücre gruplarının oluşturduğu organımızın hastalanmasına hatta ölümüne sebep olabilmektedir. Yıllardır bir araştırma yaparım kendimce ve tanıştığım kişilere "Organik" kelimesinin anlamını sorarım. Aldığım cevapların neredeyse tamamı "Doğal" olmaktadır. İnanılmaz bir şekilde Google aramalarında bile "Doğal " karşılığına rastlamak mümkün. Oysa ki organik "Canlı" demektir. Yani yaşayan demektir. "İnorganik" cansız demektir. İnsan organik yani canlı, besin maddeleri ile yaşamını sürdürmek üzere programlıdır. İçinde yaşayan hücreler olmayan besinler asla bize yarar sağlamamakla birlikte aksine hücrelerimizi öldürmeye kastetmiş düşmanlarımız gibidir. İnsanın vücudundaki hücrelere dolaylı yoldan iradesi dışında çeşitli nedenlerle yabancı madde gönderebilen iki sektör vardır ki bu yazıyı yazma zorunluluğu duymam bundandır. Birinci sektör Tıp sektörüdür. İkinci sektör yiyecek - içecek imalat ve servis sektörüdür. Tıp sektörü vücudumuza eğitimli mensupları(sağlık çalışanları) vasıtasıyla reçete denilen resmi evraklara tablet, iğne, serum, vb. maddeler yazarak dışarından ilaç olarak madde gönderebiliyor. Yiyecek- içecek sektörü de hayatımızı devam ettirebilmemiz için ağız yoluyla besin maddelerini vücudumuza tüm hücrelerimize gönderebiliyor. Ne kadar gariptir ki Doktorların onlarca yıl eğitim alıp verdiği ilaçları yine onlarca yıl eğitim almış eczacılardan almamıza rağmen hala ilaç kullanırken saatlerce araştırma yapan hatta prospektüsteki yan etkileri dolayısıyla ilaç kullanımından imtina eden hastalar tanıyorum. Oysa ki yiyecek-içecek konusunda bu kadar araştırmacı hatta bilinçli değildir İnsanoğlu... Bir doktor arkadaşıma ilaç kullanımından imtina eden hastası için şöyle bir öneri de bulunmuştum: Ver bana ilacı mercimek çorbasıyla mis gibi içireyim bitsin be hocam neden bu kadar uğraşıyorsun ki:))

Yiyecek-içecek sektörüne besin maddesi üreten firmaların ortak sorunları var, mesela besin maddelerinin uzun süre canlı kalamamaları ve içindeki canlı hücrelerin ölmesi (buna çürüme, bozulma, kokma deniliyor.), mesela yetiştirilirken insan dışındaki canlılar tarafından besin maddesi olarak kullanılması( kurtlanma, kuşların yemesi, böceklenme vb.), Peki ne yapmalı bu tip sorunları çözmek için Kimyasal ziraat ilaçlarıyla kurtlanma böceklenme gibi sözüm ona istenmeyen durumların önüne geçiliyor. Bu ilaçlar doğrudan maliyeti etkilediği için ucuz olması dışında araştırma yapılmıyor pek... Doğal olmasına insan sağlığına etkisine bakıldığı çok müstesnadır. Genelde kanserojen ve bin bir çeşit hastalığa sebep olan maddeler bunlar. uzun süre hiçbir besin maddesi organikliğini koruyamaz evet iddia ediyorum besin maddesi bozulmadan uzun zaman bekletilemez çünkü canlı hücrelerden oluşur ve bu hücreler kökünden koparıldığı için her geçen zaman onun hücrelerinin hastalanmasına ve ölmesine sebep olur. Peki gıda üreticileri bunu nasıl çözebilir? cevap çok basit: besin maddelerinin içindeki canlı hücreleri kimyasallar yardımıyla öldürürsen besin maddesini bozacak birşey kalmaz ortada. Evet koruyucu kimyasallar bir kaç tane sayayım hepsini buraya yazamam çünkü binlerce var:) benzoik asit (genelde süt ve peynir ürünlerinde kullanılır), kükürt dioksit (genelde meyve -sebzelerde kullanılır), sodyum sülfat(hayvan yem sanayinde kullanılır), nitrat (gübrelemede kullanılır), saymayla bitmeyecek kadar gıda boyası ve kimyasallar devreye girer anlayacağınız... Amaç gıda maddesini uzun süre canlıymış gibi göstermektir.... Canlılığı kalmaz çünkü... bozulmayan gıda organik olamaz. Bunun yanı sıra artık meşhur gıda gazlarımız da var; karbondioksit ve azot karışımlı gazlarla gıdaların raf ömrünü uzatabiliyoruz. Süt eğer bozulmuyorsa süt değildir süt görünümünde yeni bir sıvıdır. Yoğurt eğer ekşimiyorsa yoğurt değildir. Meyve -sebze bozulmuyorsa artık canlı değildir ve size yarardan çok zarar verecektir. Güzel bir soru var Neden o zaman vücudumuza bu besin maddeleri girince doyuyoruz? ya da beslendiğimizi sanıyoruz? vücudumuz buna tepki vermiyor mu? Midemize herhangi bir cisim indiğinde bu cisim sünger, pamuk, tahta da olabilir yani inorganik maddelerde olabilir -bu maddelerin ne olduğunu tespit etme görevi midenin değildir- beyne bir sinyal gönderir ve beynimizdeki açlık uyarısı sinyalini kapatır. Kişi doyduğunu hisseder. Vücudumuz yanlış ürünlerle beslenmeye tepki veriyor tabii ki:)) Bu kadar ailzemier hastası, diyabet hastası, kanser hastası, şeker hastası v.s. bu tepkinin sonucudur zaten.....

Gel gelelim cansız(inorganik) besin maddesi üreticilerinin en önemli sorunlarından birine daha... Canlı hücreleri ölen gıda maddeleri renk, koku, görünüm olarak taze görünmüyor artık hatta artık canlıyken ki tadı da yok eyvah ne yapmalı şimdi üretici? cevap çok basit: gıda boyaları var:)) meyve sebzeler için canlı gösteren mumlama yöntemleri , ilaçlama yöntemleri var hatta aromatik kokular veren spreyler var... amannnnn der gibisiniz tadı nasıl eskisi gibi olacak ki? paniğe gerek yok bizim tatlandırıcılarımız da var. Msg (monosodyumglutamat) diye bir sihirli tozumuz var ki dillere destan hangi gıda maddesine karıştırsak kendisi tatsız olduğu halde o gıda maddesine öyle bir lezzet katıyor ki şaşırırsınız. Aslında dilimizdeki reseptörlerin ayarlarıyla oynayarak beynimize güçlü sinyaller göndermesini sağlayan katil bir kimyasaldır msg... Sebep olduğu hastalıklar saymakla bitmez. Tatlandırıcı aspartam, glutamic, mısır şurubu v.s.v.s. Bir hayalim var bu yazıyı onun için yazdım. Ben bir yemek firması yöneticisiyim ve insanlara yemek üretiyorum. Yani beslenmeleri için gıda maddesi üretiyorum. Derdim büyük ... Vebalim var bu işte... Etimi, sütümü, meyve-sebzemi, ekmeğimi aklınıza gelebilecek tüm hammadde girdilerimi kendi kontrolümde organik olarak yetiştiremiyorum. Mecburen etimi en az problemli olduğunu düşündüğüm en güvenilir et üreticilerinden, süt ve süt ürünlerimi en güvenilir olan firmalardan, sebze-meyvelerimi İstanbul sebze-meyve halinden almak zorunda kalıyorum. Peki bunlar yüzde yüz organik ürünler mi üretiyor? maalesef hayır... kötünün iyisini seçmek zorunda kalıyoruz. Kendi yemek üretim tesislerimde dışarıdan herhangi bir tatlandırıcı ya da koruyucu kimyasal kullanmıyorum. Yemeklerim bekletildi mi bozulur . Fakat bu yeterli değil. Sebze-meyvelerde Tohumundan yetiştiriciliğine kadar , Hayvansal ürünlerde kullanılan yemlerden beslenme düzenlerine kadar, süt ve süt ürünlerinde soğuk zincir ile organik bekletme süreçlerine kadar, tüketicilerin bu hususlarda milli bir bilinçlenme eğitimine tabi tutulmasına kadar yapılacak o kadar çok iş var ki... Tüm ülke hatta tüm dünya organik besin maddesi üretimi konusunda topyekun bir seferberlik ilan etmediği sürece yüzde 100 organik beslenmemiz mümkün olamayacak işte ben ona üzülüyorum. Bunun imkansız olduğunu düşünen bilim insanları "Ne var canım insanoğlu evrimleşiyor nasıl olsa, böyle beslenme konusunda da bakalım nasıl evrimleşeceğiz?" diyorlar. Bir de işin siyasi ve uluslarüstü bir önemi var; dünya artık silahla değil biyolojik silahlarla hatta beslenme odaklı ilaç endüstrisine müşteri kazandırmak ve gerek beslenme gerekse ilaçlar yardımıyla insanların davranışlarını, beğenilerini, tepkilerini kısacası beyin ve vücut yapılarını etkilemekle yönetiliyor. Biyolojik savaş tespiti bu yüzden çok anlamlıdır. İngiltere, Amerika, İsrail başta olmak üzere sözüm ona gelişmiş lider ülkelerin milyarlarca dolar tohum endüstrisine, genetiği değiştirilmiş organizmalara (gdo) ve ilaç sektörüne harcaması sadece insanlığın yararını düşündükleri için değil aynı zamanda biyolojik olarak insanları değiştirerek yönetme stratejisi güttükleri içindir... Tüm okuyuculardan tek ricam en azından ikinci en iyiyi yani kötünün iyisini seçme konusunda bilinçli olmaya çalışalım. Sağlığınız için gelecek nesillerin sağlığı için lütfen ilaçlardan önce besin maddelerimizi seçerken hassas davranalım.

Böyle bir tabloda Tanrı'ya tek duam - Allah tüm canlı alemine sağlıklı bir yaşam, huzur nasip etsin-

Muammer Uzunkaya Vip Yemek

4 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör